ay’ı gizlemeye değil
süslemeye gelmiş
parçalı bulutlar

Etiketler:

kazanan ben miydim
kucağımda düşmanım
bağıra bağıra
ağlıyordum

Etiketler:

usul peşine düştük

makamdan olduk

Etiketler:

Tahtaya şu iki kelime yazılmıştı: “Sanat Nedir?” Konumuz bu. Sırada sadece kâğıt ve kalem olacak, sanki kopya çekebilirmişiz gibi… Daha ilk cümleyi kurmaya çalışırken, kütüphanenin içine bıraksalar, tüm kitaplara bakmama izin verseler, kendi cümlelerimle bu sorunun cevabını veremeyeceğim belliydi.

Kompozisyonun kırk beş dakikaya sığdırılması sinir bozucuydu. Üstelik neredeyse sürenin yarısı geçmiş, hâlâ tek cümle yazamamıştım. Tırnaklarımı seyrediyordum, makas yerine dişlerimle “düzelttiğim” için düzensizdiler. Sınıfa göz attım, gördüğüm herkes yazmakla meşguldü. Sonra öğretmenle göz göze geldim, bir saniye bakıştıktan sonra yüzümü kâğıda indirdim. Yazıyormuşum gibi kalem oynattım. Devamını getiremeyeceğimden emin, yazıyor ve hemen siliyordum. On beş dakika süremiz kalmıştı ve kâğıdımda adımın dışında sadece “Konu: Sanat Nedir?” yazıyordu.

Bakışlarımı tekrar sınıfta gezdirdim ve tekrar öğretmenle göz göze geldim. Bu defa daha uzun süre bakıştık. Nedense bir an, bu kadının sorduğu soruya karşı en az benim kadar çaresiz olduğunu hissettim. Kalan on dakikamı, aklıma ne gelirse yazarak değerlendirmeye karar verdim:

“Dışarıda olmayı isterdim, böyle bir soruyu düşünmek zorunda olmadığım… Deniz kenarında… Denize dalıp yüzmek isterdim. Aklımda sanatın ne olduğu ile ilgili hiçbir düşüncenin olmamasını isterdim.

Kurulanmak için denizden çıkardım, havlumu kumlara sererdim. Sırt üstü uzanırdım, güneş vücudumu ısıtsın. Gözlerimi kapatır etrafı dinlerdim. Ama aklıma asla “sanat nedir” sorusu gelmezdi. Uzanmaktan sıkıldığımda doğrulur, kumlarla oynardım. Kumları amaçsızca yığar, tepecikler oluştururdum. Sonra sıkılır, tepeciği yıkardım. Aklıma yine bu soru gelmezdi. Geçen simitçiye işaret ederdim. Gözümle en gevrek simidi seçerdim. Dudaklarımdaki tuz, simidin tadına karışırdı. Aklımdan o an hiçbir soru geçmezdi. Yeniden denize girerdim. Suda top oynayanların beni de aralarına almalarını isterdim.

Güneş batmak üzereyken eve dönerdim. Istakoza dönmüş halimi gören annem çığlık atardı. Tenimin yanması yetmezmiş gibi, o da sözleriyle haşlardı. Yanıklarım yüzünden soyunamam, giyinemem, yattığım yerde güçlükle dönerdim. Yine de canımın yanmasına aldırmaz, günümün güzel geçtiğini düşünürdüm. Ama aklıma bir kez olsun sanat nedir sorusu gelmezdi.

Yine de sanat, günümün içinde bir yerlerde olmalı.”

Alacakaranlıkta herkes dönüşür
Kuşlardan birine ve haykırır
Anayurdun yerine
Bir avuç gökyüzü alırsın

Yurdundaki insanlar anadır
Hastalığın adıysa şarkıcı
Doktor dinleyicidir
Hemşire ise şair

Odur sesini yere çalan
Bir kiraz çiçeğinin tomurcuğudur
Kan ve gazabın gürültüsünde
Benimdir o

Sen…
Nasıl yaşadın hayatını
ve ne gördün?

Asla, asla sen değildin

Bu gece dolunay çıkacak
Buradan herhangi bir yere gideceğim
Gelecekte herhangi biri olabilirim

Sen, önümde tıkınan
Tıkınıyorsun gözlerindeki hazla

Alacakaranlıkta herkes dönüşür
Kuşlardan birine ve haykırır
Anayurdun yerine
Bir avuç gökyüzü alırsın

(Şiir, Izo filminden.
Çevirinin çevirisi)

Etiketler:

yediklerinde metal tadı
kulaklarında sükunetin
nereye dönsen yüzünü
yine kendine bakarsın

yerini değiştirirsin
karşında yine kendin
göz göze geldikçe
bakışlarını kaçırırsın

kirpiklerin kelebek kanadı
çırpınırsın son bakış
nafile, uçamazsın

Etiketler:

— Anlamıyorsun, insan bütündür. Senden onu çıkarırsak başka birine dönüşürsün, başka biri olursun. Kusuruna tek başına bakarsan çirkin görebilirsin. Sende gerçek olanı açığa çıkarıyor. Biliyorsun, anlıyorsun, kabulleniyorsun. Gitsin uzaklara değil mi?
— Ben yalnızca bir tek konudan bahsediyorum.
— Evini özledin biliyorum. Dört duvar arasında gönlünce yaşıyordun.
— Üstat, arif olan anlarmış, sormazmış. Bunun sizden iyi bir örneği olamaz.

* * *

— Niye kapattın bilgisayarı?
— Çünkü senin çalışman gerek. Büyüksün oyun oynamamalısın. Anladın mı?
— Anladım.

* * *

— Hayret! Bugün aşkından bahsetmedin, yazmadın.
— Sayende yazdım işte.

* * *

— Ya ne olur ağlama. Yol yakınken dönmek daha iyi değil mi? Kalbini daha fazla kırabilirdim.
— Kırdın zaten.

* * *

— Bu dünya sınav mı sence?
— Evet.
— Yani bizler denek miyiz?
— Zor tabi bunlar, düşünmek gerek.

* * *

— Senden alacağım var sevgilim. Bana üç aylık borcun var.
— Hani sevmek bedavaydı?

* * *

— “Aşk Kastamonu gibi cömert olmalı.”
— Eee, şey ben… Ne desem boş…
(Radyoda duydum. Yerle yeksan.)

* * *

— Sonunu düşünen kahraman olamaz.
— Ama rezil de olmaz.

* * *

— Bana son bir şans daha vermelisin.
— Verdiğim oydu.

Etiketler:


Etiketler:

Düşününce idrak etmekte güçlük çekeceğimiz kadar küçük bir gezegende, var oluş meselesine kafa yoran küçücük bir organizma… Evrenin yansıması… Ölçeğin hükmü nedir? “Var olmak güzel” diyemedikten sonra galaksi kadar büyük olsam ne yazar?

Hayır, ben evrenin merkeziyim.
Çünkü bu “büyüklük”, aklıma sığıyor.
Ben düşünmedikçe var olamıyor.

Etiketler:

—  Senin kıskanman için sana gösterir.

—  Neyi popülerliğini mi? E nasıl oluyor?

—  Yani herkesi etkilendiriyor. Yani onun istediği bir şey olsa, onu da o alsa, diğerlerini etkilese, onu da etkilemeye çalışsa o sinirlenir. Buna kıskanmak denir.

—  Yani ben seni kıskandığım zaman böyle mi oluyor.

—  Hayır.

—  Sen, beni kıskanıyorsun dedin.

—  Demek istediğim şu, yani sen beni daha çok kıskansan ben de o kadar çok sinirlenirdim. Şimdi anladın mı?

—  Yani biri seni kıskanınca sinirleniyor musun?

—  Evet.

—  Niye?

—  Çünkü herkes ondan etkilenir.

—  Nasıl etkilenir?

—  Yani herkes onu sever. Diğeri de ondan nefret eder.

—  Diğeri dediğin, kıskanan mı?

—  Evet.

—  Kıskanan nefret mi eder?

—  Evet.

—  Öbürü?

—  Öbürü ise çok popüler olur.

—  Popüler olan kıskanmaz mı?

—  Kıskanmaz çünkü o, herkesi etkileyecek bir şey var.

—  Ben şimdi bu kıskanmayı anlamadım. Bir daha anlat bakalım. Kıskanmak ne demek?

—  Şöyle, daha açık anlatayım. Örneğin iki kız var, biri altın bir kolyeyi gördüğü zaman diğeri oradayken satın alır. Sonra o gidip alan, herkesin ona beğendirmeye çalıştırır. Sonra işe o yerde onu da beğendirmeye çalışırken onu yani isteyen kızı beğendirmeye çalışırken o sinirlenir. Diğeri çok sinirlendiği zaman daha çok yapar. O sinirlenmediği zaman daha çok yapmaya çalışır. Şimdi anladın mı?

—  Hayır. Hiç anlamadım.

—  Ya sen hiçbir şey anlamıyorsun ki.

—  Ama ne bileyim yani, anlaşılır gibi gelmedi bana senin söylediklerin.

—  O zaman iki kelimelik söyleyeyim mi?

—  Söyle.

—  Birincisi. Örneğin yerde bir para var, erkek almak isterken bir erkek paranın üstüne ayağıyla basar. Anladın mı?

—  Paranın üstüne ayağıyla bastı, tamam. Bunun kıskanmakla ne alakası var?

—  Dur, böyle anlatmayayım. Yani biri diğerinin istediği şeyi alır, onu da suratına tutar tutar, onu da kıskandırır.

—  Yani şöyle mi oluyor kıskanmak? Sende olmayan şeyi mi istiyorsun?

—  Hayır. Yani biri beğendiği bir şeyi görür, parası yeteceği kadar yarısını da biriktirdiği zaman onu alır ama diğerinde daha çok para vardır onu alan diğerinin yüzüne tuttuğu zaman, yani onu her zaman ona gösterdiği zaman ve kendini popülermiş gibi davrandırdığı zaman işte o da onu kıskanır.

—  Anlamadım pek ama neyse. Anlamaya çalışıyorum, düşünüyorum şimdi.

—  Tamam ben de artık oyunuma devam edeyim.

—  Peki sende olan bir şeyi kıskanır mısın?

—  Hayır.

—  Sende olan bir şeyi. Peki sende olan bir şeyi başkası kıskanır mı?

—  Tabii ki daha değerli olsa kıskanır.

—  Yani sen başkasında olan şeyi kıskanır mısın?

—  Evet, değerli olan şeyleri yüzüme tuttuğu zaman.

—  Nasıl tuttuğu zaman, böyle tutuyor mu değerli olan şeyleri?

—  Hayır. Yani hep, bi yerde, örneğin okulda hep popülerlik, yüzüne kolyeyi gösterdiği zaman…

—  Böyle bir şey oluyor mu okulda?

—  Hayır ama alabilirse neyse, yani okula getirdi sonra…

—  Peki sen okulda birini kıskanıyor musun?

—  Hayır yav.

—  Peki okulda biri seni kıskanıyor mu?

—  Hayır.

—  Peki okulda birileri birilerini kıskanıyor mu?

—  Ya sözümü bir kesme ya…

—  Tamam devam et.

—  Örneğin bir dükkandan çok değerli bir şey alır okula getirir. Sonra onu seven biri ona vermez, yani seven kişiye. Dur… Nasıldı… Yani biri dükkanda o şeyi gördü, diğeri aldı dükkandan parayla. Sonra okula gitti. Diğeri de… Sonra şey… O aldığı şeyi okulda yüzüne gösterdi ve popülermiş gibi yaptı kendini. Popülermiş gibi göründü…

—  Biri yaptı mı böyle hiç.

—  Hayır. Popülermiş gibi kendini gösterdi…

—  Kim?

—  İşte kolyeyi alan kız. Sonra…

—  Gerçekten böyle biri var mı, yoksa…

—  Dur dur dur! Sonra, şey, diğer kız da herkes onu beğenince o da onu kıskanır. Yani hiçkimse onu beğenmez.

—  Anladım.

—  En nihayet.

—  Ama bir şey soracağım. Okulda hiç kıskanan var mı birilerini.

—  Hayır.

—  Niye yok.

—  E çünkü benim arkadaşlarım çok iyi.

—  İyi? İyi insanlar kıskanmaz mı?

—  Kıskanmaz.

—  Kötü insanlar mı kıskanır.

—  Evet.

Konuşanlar: Çağrı (yaş 6) Çağlar (yaş 35)

Etiketler:

iğde kokularının

peşine düşmüşken

arkamdan ağlıyor

kimliğimin

kıskanç

buruşuk teni

Etiketler:

Konuk Yazar: Jülide Simsoy Göğüş

Ağlama çaresizliğin türkülerinde
Tüketme umutlarını bir çırpınışta
Kocaman kentleri biz istemedik
Biz yazmadık alınlara kaderleri…

Bizden öncekiler de ağlardı
Bak bulutlara yığın yığın
Her bahar güneşinin ardından
Patlayacak tohumlara yağmurlar yağar…

O kocaman duvarlara da aldırma
Ötelere bir yol biliyorum
Benim sancılı yüreğimden geçer
Alabildiğine utanç yığar vefasızlara…

Bu tutsak olduğun acılardan
Kurtul kurtul da gel benimle
Mavi güneşli yarınlara gidiyorum
Ak giysilerle yasaklara meydan okumaya…

Ağlama çaresizliğin buruk türkülerinde
Tüketme umutlarını bir çırpınışta
Kapanan sevgi kapılarının ardında onlar
Pişmanlığı kuşandılar kara- kapkara…

14.Ekim.1970/İST.

Fotoğraf: Jülide Göğüş
Etiketler:

Yeni bir şarkıyla, albümle, kitapla buluşabilmek için farklı kanallarda gezmek, farklı araçlar kullanmak gerekebiliyor. İşi şansa bırakabilir veya pasif alıcı konumunda sunulmuşlardan beslenebiliriz.

Televizyonlarda, radyolarda hangi şarkı çalar, hangi klip döner, izlemediğim için hiç bilmem. “Best”lere, “top 10”lere, “40”lara hiç itibar etmem. O listeler içinde beğenip de dinlediklerim oluyordur ama o parçalara ulaşma yolum hep farklıdır.

Grooveshark çokça kullandığım araçlardan biri. Çalışırken, dışımdaki gürültüyü bastırsın diye başvurmuşken keşfettiğim bir albüm “Laura”. Diego Garcia ismini daha önce duymamıştım. 2000-2010 yılları arasında yaşamış Elefant grubunun solisti olduğunu da sonradan öğrendim.

Albüm, günümüzün dokunuşlarıyla 60’ların ve 70’lerin havasını hissettiriyor. Hemen her şarkısına melankolik tonlar egemen. Ritimler için akustik enstrümanların tercih edilmesi de amaçlananın bu olduğunu düşündürüyor. Elefant grubun parçalarına bakarak, Garcia’nın bu çalışmada tarzını yumuşattığını söylemek mümkün.

Eğer tercihiniz, gürültüsüz, patırtısız, koşturmayan, yormayan bir çalışma ise Diego Garcia’nın “Laura”sına kulak verin.

Etiketler:

Konuk Yazar: Murat Bayhan

“— Her gün buraya gelip uyuyorlar.
— Hayır.
— Her gün buraya gelip uyanıyorlar.”

Inceptıon, yani lügat-ı lisan da “Başlangıç” olarak karşılık bulur. Sinemalarımızda da bu isim altında yayınlanmıştır. Filmin künyesine bir göz atalım öncelikle; yönetmen ve senarist koltuğunda Christopher Nolan’ı görüyoruz (Batman Dark Knight filminden hatırlayacaksınız). Başlıca göze çarpan oyuncular ise Leonardo Di Caprio (The Departed, Shelter Island) ve Ken Watanabe (The Last Samurai).

Yönetmenin önceki filmi; yani Batman serisinin sonuncusu olan “Dark Knight”; kendisinden önce çevrilmiş olan Batman yapımlarından farklı bir üsluba sahipti. Daha karanlık, daha akıl doluydu. Ama en önemli dikkat çeken nokta karakterlerin işlenmesiydi filmde. Sanırım Joker karakteri tüm izleyenler için bir sürprizdi. Öyle anadan doğma muzipliğe sahip bir çizgi roman karakteri değildi artık. Hayatın çemberinden geçmiş, feleğin tokadını yemiş ensesinde boza pişirilmiş ve bu tecrübelerini artık kullanmaya karar veren ayağı daha yere basan bir karaktere dönüşmüştü. Kötülüğün manasız ve sebepsiz olamayacağını Joker karakteriyle iyi vurgulanmıştı. Batman’de her zaman ki gibi her şeye muktedir bir Amerikan kahramanı sayılmazdı pek. Halinden ve kahramanlığından bezmiş bir Batman vardı artık. Artık Sebeplerin yeterince besleyemediği bir kahramanlık ikonu söz konusuydu. Tabi bunların ardında yatan, yönetmen Christopher Nolan’ın karakter bazındaki gerçekçi yaklaşımıydı.

Inceptıon, suyun üstündeki hali ile güzel bir sinema şöleni sergilerken, suyun altındaki hali ile başka bir derdi olan bir yapım olarak karşımıza çıkıyor. Görünürde günümüz sinema seyircisine hitap ederken, görünmeyeni ile bundan fazlasını sunuyor. Alışagelmiş bir hırsızlık öyküsü gibi başlayan, ancak çalınmak istenenin elle tutulur, gözle görülür olmayan bir hedef olduğunu filmin hemen açılış sahnesinde seyirci öğreniyor. Tabi bu kadar açık sözlü olması, dolambaçlı bir yoldan bu bilgiye ulaştırmaması bile kayda değer. Bu bildik “hırsızlık” motifi ile akla giden yolu rüya ile açarak ilerliyor.

Rüya aklın kapısı ve bireleri bu kapıdan girerek içinde en derinde bulunanı çalmak ve hatta onu bir başkasıyla yer değiştirmek istiyor. Olabilir mi acaba? Akıl, evrenden ayrı farklı bir yasaya tabi olabilir mi? Ya da tam tersi, evren akıldan ayrı bir yasaya tabi olabilir mi? Ya da akıl dediğimizde neyi kast edebiliyor olabiliriz? Zamanı akıl nasıl algılıyor? Evrenin ölçülebilir zamanı var da, aklımız için farklı bir zaman düzlemi mi var? Yoksa akıl ile ruh arasında bir bağ var mı? Akıl evrensel yasalara ruh aracılığı ile nanik yapabiliyor mu? Farklı bir frekansta akıl farklı bir durum içine mi giriyor? Tüm bu sorular ve niceleri film esnasında düşünebilirsiniz. Ancak Yönetmenin burada yapmış olduğu alışagelmişin dışında bir “hakikat” ve “hayal” denklemi ile bizi baş başa bırakmak.

Etiketler:

Işıktan kaçar gölge

Nesnelerin ardına

Işıktan kaçanlarsa

Gölgelerin içine…

Etiketler:
  • Kategoriler

  • Ne Dinliyoruz

  • Arşiv

  • RSS Linklup

    • Fiat 2012 Takvimi Fotoğrafçısı Olun
      Elinize fotoğraf makinası alıp birbirinden güzel kızların fotoğraflarını çekmek ister misiniz? Şayet cevabınız evetse sizi Fiat’ın 2012 takvim çekimlerine alalım. Yapmanız gereken çok basit. Doğru zaman olduğuna inandığınız an deklanşöre basın. En iyi fotoğrafı yakalamak için biraz deneme yapmanız gerekebilir… BURADAN… […]
  • Komşular

  • Meta